Aylık arşiv Haziran 2018

ileUğur Uzgan

Annenin yeri

Sıralı ölüm mü? Evet.
Yaş kaçtı? 84
Rahatsızlığı? Alzheimer ve diğerleri.. üstelik yıllarca süren
Zor muydu? Ne yazık ki evet
Bekliyor muyduk? Konduramıyorduk ama evet 
Kaçınılmaz mıydı? Takdiri ilahi
Elimizden geleni yaptık mı? Bilmiyorum sanırım.
Ancak bunlar bir şey değiştirmiyor

Hissettiğim;
acı değil, öncelikle huzur. Başta onun için..
Yaşayanlar söylerdi; anlama sırası bugün bende. Annenin yeri bambaşkaymış…
Geriye kalan;
özlem, burun direğini sızlatan..
Allah rahmet eylesin

ileUğur Uzgan

Ortak Suç

Mühendislik denildiğinde hesap kitap akla gelir öncelikle. Aslında daha kapsamlıdır. Üç ayağı vardır; Emniyet, Fonksiyon ve Ekonomi..
Bunlardan daha önemlisi, mesleki ahlak, sorumluluk bilinci ve sağduyudur. Sağduyusu ile karar verir imza atar mühendis.
Ancak ne yazık ki kaybettiğimiz toplumsal değerlerdendir artık mühendislik etiği ve mesleki ahlak kavramları.
17 Ağustos ‘ta onbinlerce ölüme rağmen sadece bir kişinin ceza almasıyla öğrendik, toplumun her kesiminin katıldığı suçları.
Aynı ortak mesleki sorumsuzluğu, sonuncusunu bugün yaşadığımız cephe yangınlarında yıllardır görüyoruz. Isı yalıtımı ve “mantolama”adı altında yıllardır hepimize dayatılan, sorulduğunda net bir “yanmaz” cevabı alamadığınız köpük yalıtımdır sorun.
Ama asıl sorun;
• Yaşanan yangınlardan sonra dayanaksız demeçlerle hala köpük malzemeleri savunmaya geçen,
• yönetmelikleri toplum güvenliği değil, sektör ve pazar odaklı değiştirmek için resmi daire koridorlarını arşınlayan,
• Rantsal nedenlerle yüksek yapı kavramını metre metre yozlaştırmaktan çekinmeyen,
• İtfaiye amirlerinin “uzun aracımız yok” ve akademisyenlerin “dünyada uygulaması yok” çığlıklarına rağmen teknik sağduyudan yoksun taraflı kararlara imza atan,
• Daha inşaat halindeyken yanan cepheden ders almadan üstelik bir hastane yapısında cepheyi inatla yeniden yanan malzemelerle kaplayan,
• Ülkemizdeki ucuz atlatılan yangınlardan ve ağır sonuçları itibarıyle her an başımıza gelebilecek Londra’daki kule yangını faciasından bile ders almayan,
• Ülkemiz ve insanımız lehine karar vermekten aciz, en hafif tabirle sağduyu ve mesleki sorumluluğunu kaybetmiş, kamu ve özel sektörün her seviyesindeki çoğu mühendis karar vericilerdir.
Bugün toplumca ortak işlenen yeni bir suçun kıyısından döndük.
Yüzlerce can kaybıyla sonuçlanacak yeni bir faciadan önce her kesimden meslektaşlarımı sağduyuya ve mesleğinin gereklerini yerine getirmeye davet ediyorum.
Not: Bugün hastane başarıyla tahliye edildiyse bu yine görevini sağduyu ile yapanların eseridir.
ileUğur Uzgan

Churchill’e harita yumruklatan gerçek!..

İlkokuldan beri dinledik; gemiler şuradan geldi, Nusret Mayın gemisi mayın döktü, böyle battılar, Agamemnon, Buve vs. Ders kitabındaki Seyit onbaşı figürü, kronolojik bir savaş akışı, araya sıkıştırılmış “Anafartalar”, “Conk Bayırı” ve Atatürk. Alman generalin verdiği saat ve şarapnel hikayesi. Birde Anzaklar.

Her şeyden bir tutam bilgi. İçinde basitleştirilmiş kısa insan hikayeleri. 18 Mart’tı Çanakkale bizim için. gemilerin kaçışı. Filmlerle birleşen birkaç imge..

30’lu yaşlarımızdaydık eşimle birlikte, ilk defa o topraklara bastığımızda. Bir Nisan günüydü. Törenler bitmiş, çiçekler hala canlı. Anzac torunları binlerce kilometreden gelmemişler henüz. Şanslıydık, neredeyse kimseyle karşılaşmadık yarımada boyunca.

Sadece ikimiz, Issız, sessiz topraklar, kimsesiz şehitlikler… Birde arabanın kapısını kıracak şiddette esen dondurucu rüzgâr, yağmur, uğultu.

İlk orada; üşürken hissettim bu işin “insan” tarafını. Bu soğukta siperde olmanın ne anlama geldiğini, kitaplarda adı geçen küçük yer isimleri. Her bir metre için, bu topraklarda insan fedakârlığına dayanan, nasıl bir mücadele yaşandığını. Farklı bir koku hissediyorsunuz, belki psikolojik. Beraberinde derin bir huzur ve saygı.

Şehitlikleri tek tek isim okuyarak gezerken gerçekten anlıyorsunuz burada yaşananların aslında bizim hikâyemiz olduğunu… isimler tanıdık, memleketler bizden, şehadet yaşları can yakıcı..

Sargı yerinde hissediyorsunuz, karşıda tepeleri aşarak bomba yağdıran, ürkütücü boyutta bir güç, bu tarafta zorluk, yokluk, yoksunluk, soğuk, belki bitkinlik ve ölüm. Ama savaş alanlarında, siperlerde güç veren sınırsız bir inanç, emek, saflık, özveri, vatan sevgisi ve şehadet arzusu.
Bu saf inancın ve vatan sevgisiyle dolu insanımızın eseridir Çanakkale. Gerçek bir destan; yerinde hissedilmesi gereken, bizden..

Bir insan daha var; eğer bakarsanız siperlerde izlerini gördüğünüz; bu potansiyelin gücünü bilen, her şeyi göze
alarak, askeri dehası ile yokluğu zafere dönüştüren Mustafa Kemal. Bugünlerde silinmeye çalışılan.

Kimisi yaşanmamış, basit hikayeleri devleştirir, sürekli kahramanlar yaratır batı dünyası…

Biz de zamanın dünya devlerine, harita üzerine “Kahretsin” yazdırıp masa yumruklattığımız destanı ve bunu yaratan insanları görmeyiz, anlamayız, hissetmeyiz.

O topraklara basmadan anlamıyor insan. Kitaplarda anlatılan gibi basit değil inanın.

Hala gitmediyseniz alın sevdiklerinizi, çocuklarınızı ve gidin. Ama rehberli, otobüslü, kalabalık değil. Kendinizle başbaşa kalabileceğiniz bir zaman aralığı yaratarak, okuyarak, dinleyerek, hissederek.
Anlayacaksınız.
Sonra siz de paylaşılan bir fotoğraf ve iki satır yazının bugünü anlatmaya yetmeyeceğini göreceksiniz…
Şehitlerimizin Ruhları Şad Olsun!..
Uğur Uzgan
18 Mart 2017