Category Archive Gönülden

ileUğur Uzgan

Gerçek bir Cumhuriyet öğretmeni

Yaşı ne olursa olsun çocuklarına insan olarak değer veren, dinleyen ve saygı duyan,

zor ya da zorluk içindeki çocukları hayata ve topluma kazandırmaya çalışmaktan hiç vazgeçmeyen,

Bilgi ve ilgisi olmayan velileri bile hissettirmeden eğiterek aslında yine küçüklerin hayatını değiştiren,

Gece, gündüz, haftasonu, tatil demeden mesleğinin gereklerini zerre aksatmadan yerine getiren,

Kimse önemsemese dahi kendisine ve işine saygısı ile her görevi hakkıyla yapan,

Sevgisini, bilgisini, varlığını sınırsız paylaşan, yine paylaşan, paylaştıkça arttıran,

Tüm bunları ciddiyetle, sürekli öğrenerek ama aynı zamanda hayata eğlenceli bakışıyla, keyifle gerçekleştiren,

Adalet, hak, merhamet, çalışma ve emek kavramlarını ve en önemlisi Atatürk ve vatan sevgisini tüm küçük yüreklere yerleştiren,

Zor bulunan; asil, emektar, dürüst ve kutsal mesleğini onuruyla yapan, gerçek bir cumhuriyet öğretmenidir sevgili Sadiye Uzgan

İyi ki varsın; öğretmenler gününü gönülden kutluyorum.

Uğur Uzgan

2017

ileUğur Uzgan

Annenin yeri

Sıralı ölüm mü? Evet.
Yaş kaçtı? 84
Rahatsızlığı? Alzheimer ve diğerleri.. üstelik yıllarca süren
Zor muydu? Ne yazık ki evet
Bekliyor muyduk? Konduramıyorduk ama evet 
Kaçınılmaz mıydı? Takdiri ilahi
Elimizden geleni yaptık mı? Bilmiyorum sanırım.
Ancak bunlar bir şey değiştirmiyor

Hissettiğim;
acı değil, öncelikle huzur. Başta onun için..
Yaşayanlar söylerdi; anlama sırası bugün bende. Annenin yeri bambaşkaymış…
Geriye kalan;
özlem, burun direğini sızlatan..
Allah rahmet eylesin

ileUğur Uzgan

Churchill’e harita yumruklatan gerçek!..

İlkokuldan beri dinledik; gemiler şuradan geldi, Nusret Mayın gemisi mayın döktü, böyle battılar, Agamemnon, Buve vs. Ders kitabındaki Seyit onbaşı figürü, kronolojik bir savaş akışı, araya sıkıştırılmış “Anafartalar”, “Conk Bayırı” ve Atatürk. Alman generalin verdiği saat ve şarapnel hikayesi. Birde Anzaklar.

Her şeyden bir tutam bilgi. İçinde basitleştirilmiş kısa insan hikayeleri. 18 Mart’tı Çanakkale bizim için. gemilerin kaçışı. Filmlerle birleşen birkaç imge..

30’lu yaşlarımızdaydık eşimle birlikte, ilk defa o topraklara bastığımızda. Bir Nisan günüydü. Törenler bitmiş, çiçekler hala canlı. Anzac torunları binlerce kilometreden gelmemişler henüz. Şanslıydık, neredeyse kimseyle karşılaşmadık yarımada boyunca.

Sadece ikimiz, Issız, sessiz topraklar, kimsesiz şehitlikler… Birde arabanın kapısını kıracak şiddette esen dondurucu rüzgâr, yağmur, uğultu.

İlk orada; üşürken hissettim bu işin “insan” tarafını. Bu soğukta siperde olmanın ne anlama geldiğini, kitaplarda adı geçen küçük yer isimleri. Her bir metre için, bu topraklarda insan fedakârlığına dayanan, nasıl bir mücadele yaşandığını. Farklı bir koku hissediyorsunuz, belki psikolojik. Beraberinde derin bir huzur ve saygı.

Şehitlikleri tek tek isim okuyarak gezerken gerçekten anlıyorsunuz burada yaşananların aslında bizim hikâyemiz olduğunu… isimler tanıdık, memleketler bizden, şehadet yaşları can yakıcı..

Sargı yerinde hissediyorsunuz, karşıda tepeleri aşarak bomba yağdıran, ürkütücü boyutta bir güç, bu tarafta zorluk, yokluk, yoksunluk, soğuk, belki bitkinlik ve ölüm. Ama savaş alanlarında, siperlerde güç veren sınırsız bir inanç, emek, saflık, özveri, vatan sevgisi ve şehadet arzusu.
Bu saf inancın ve vatan sevgisiyle dolu insanımızın eseridir Çanakkale. Gerçek bir destan; yerinde hissedilmesi gereken, bizden..

Bir insan daha var; eğer bakarsanız siperlerde izlerini gördüğünüz; bu potansiyelin gücünü bilen, her şeyi göze
alarak, askeri dehası ile yokluğu zafere dönüştüren Mustafa Kemal. Bugünlerde silinmeye çalışılan.

Kimisi yaşanmamış, basit hikayeleri devleştirir, sürekli kahramanlar yaratır batı dünyası…

Biz de zamanın dünya devlerine, harita üzerine “Kahretsin” yazdırıp masa yumruklattığımız destanı ve bunu yaratan insanları görmeyiz, anlamayız, hissetmeyiz.

O topraklara basmadan anlamıyor insan. Kitaplarda anlatılan gibi basit değil inanın.

Hala gitmediyseniz alın sevdiklerinizi, çocuklarınızı ve gidin. Ama rehberli, otobüslü, kalabalık değil. Kendinizle başbaşa kalabileceğiniz bir zaman aralığı yaratarak, okuyarak, dinleyerek, hissederek.
Anlayacaksınız.
Sonra siz de paylaşılan bir fotoğraf ve iki satır yazının bugünü anlatmaya yetmeyeceğini göreceksiniz…
Şehitlerimizin Ruhları Şad Olsun!..
Uğur Uzgan
18 Mart 2017